top of page

Karanlıktaki Umut Işığı


Ünlü insanların, bir futbolcunun bir müzisyenin ya da bir sanatçının vefat haberini aldığımızda çocukluğumuzdan bir parçanın koptuğunu hissederiz. Sanki onlar da bizimle beraber büyür, bizimle beraber yürürler gibi düşünürüz. Uzun yıllar onların filmlerini izlemesek de şarkılarını duymasak da onlar her zaman oradadır. Bazen yıllar sonra şarkılarından birini duyarız radyoda, sözlerini nasıl unutmadığımıza şaşarız. Bazen o şarkıların sözlerinde, melodisinde yıllar önceye yolculuk ederiz. O şarkıyı ilk duyduğumuz yeri, birlikte dinlediğimiz kişileri anımsarız. Hatta o şarkının bizde yarattığı duygular yeniden zihnimizde canlanır. Bir aşk şarkısının mutluluğunu iliklerimizde hisseder huzur buluruz ya da bir hayal kırıklığını düşünür kapandığını sandığımız bir yaranın gözlerimizden döktüğü birkaç damlaya şahit oluruz.



Geçen hafta yine zamansız, yine erken bir ölüm haberini aldığımda benzer duygular içindeydim. Çocukluğum, ilk gençlik yıllarım, unuttuğum birçok hatıra gözümde canlandı. Enis, otuzlu yaşların sonunda, küçük bir kız babasıydı. Koronaya bağlı olduğunu düşündüğüm bir kalp krizi, aniden hiçbir belirti göstermeden onu bizden ayırdı. Onunla yıllardır bayramlarda yolladığımız mesajlar dışında hiçbir iletişimimiz yoktu. Oysa o benim için 10 yaşlarından itibaren "abi " diye çağırdığım, çok farklı olmamıza rağmen birçok ortak noktada buluştuğum özel bir arkadaştı. Cep telefonunun olmadığı zamanlarda onunla aynı okulda okuyan kardeşim aracılığıyla mektuplaşırdık. Yüzlerce mektup birikmişti yazışmalarımızdan ve benim için her biri çok değerliydi. Aliya yaptığımda kaybolan valizlerimden birindeydi o mektuplar ve içindeki tüm anılar da zaman içinde çok gerilerde kaldı, hafızamı en derinlerinde bir kenara konup unutuldu.


Son dönemlerde birçok ölüm ve hastalık haberiyle kendime soruyorum "Acaba ben mi bu kadar olumsuzluğu çekiyorum, korona dönemi beni kötüye, yolunda gitmeyeni görmeye mi alıştırdı? " Neyi gördüğüm, neyi hayatımın önceliği yaptığım her zaman benim elimde mi?"


Bu haftanın peraşasında bununla ilgili güç veren bir açıklama dikkatimi çekti .


Esav’ın, kardeşi Yaakov Avinu’yla görülecek bir hesabı vardı, çünkü onun düşündüğü kadarıyla, Yaakov, babaları Yitshak’ın berahalarını uygunsuz bir şekilde elinden almıştı. Yaakov, yirmi yıllık bir aradan sonra Erets Yisrael’e geri döndüğünde, Esav’ın kendisine bir orduyla yaklaşmakta olduğunu öğrendi. Yaakov bu yüzleşmeye, Esav’a armağanlar göndererek, dua ederek ve kampını ikiye bölerek hazırlandı. Ailesini ve tüm mallarını gece yarısı gizli ve sessiz bir şekilde

Yabok Nehri’nin ötesine geçirdi.



Ancak nehrin diğer tarafında bazı küçük kapları unuttuğunu fark edip onları almak üzere geri döndüğünde, bir melek, Esav’ın Göklerdeki koruyucu meleği, ona saldırdı. Çetin bir mücadele başlamıştı ve Esav’ın meleği yorulmak bilmeksizin Yaakov’a üstün gelmeye çalışıyordu. Ama Yaakov’u zayıflatmayı başaramayınca, melek onun uyluk kemiğini yerinden oynattı. Yine de, tan yeri ağardığında oradan ayrılması gereken melek, Yaakov’un kavrayışından bir türlü kaçamadı. Yaakov’a kendisini bırakması için yalvarınca, Yaakov öncelikle onun kendisini mübarek kılmasında ve bu şekilde, babasından almış olduğu berahaların hepsini hak ettiğini kabullenmesinde diretti. Melek onun bu isteğini yerine getirdi ve Yaakov onu serbest bıraktı.



Sonra Tanrı güneşin Yaakov’un üzerine ışımasını sağlayarak onun yarasını iyileştirdi. Tora (Vayişlah 32:38) bize bu olayı hatırımızda tutmamız talimatını vermekte ve erkek‐kadın hepimize, bir hayvanın arka bacağındaki, uyluk kemiğinin yanından geçen siniri – siyatik sinirini – yemememizi emretmektedir. Şehita’nın – hayvanın Tora kurallarına göre kesiminin – ardından bir uzman bu sinirin yenmemesini temin etmek üzere onu oradan çıkarmalıdır.



Esav’ın meleği Yaakov’u alt etmeye çalışmıştı. Bunu başaramayınca, onu, ayakta duruşunu zayıflatacak bir yerinden yaraladı. Bu, tarih boyunca katlanmak durumunda kaldığımız ve maneviyata karşı yaygın bir savaşın gerçekleştiği günümüzde, kendi sürgünümüzde de hâlâ çekmekte olduğumuz tüm acıları, ıstırapları ve zulmü simgelemekteydi. Bu siniri yeme yasağı bizim için, hiçbir zaman yok edilemeyecek olduğumuza dair sabit bir hatırlatıcı görevi görecektir.

Düşman ulusların tıpkı Esav’ın meleğine benzer şekilde bize karşı kalktığı tüm nesillerde, bizi hiçbir zaman terk etmeyecek olan A‐Şem’e güvenebileceğimizi hatırımızda tutmalıyız. Ve tıpkı Yaakov Avinu’nun, üzerine ışıyan güneşle iyileştirilmiş olması gibi, aynı şekilde, günlerin sonunda, Maşiah’ın gelişiyle birlikte nihai ışık parlayacağı zaman, diğer ulusların tehditlerinden ve karanlık sürgünlerimizden de tamamen arınacağız.



Esav’ın meleği, Avraam Avinu’ya veya Yitshak Avinu’ya değil, yalnızca Yaakov Avinu’ya saldırmayı seçmiştir. Bunun sebebi Yaakov’un Tora’yı temsil etmesiydi ve Esav, bunu baltalayabildiği takdirde Yahudi Halkı için hiç ümit kalmayacağını bilmekteydi. Sürgünler boyunca, b siniri yemekten imtina ettiğimizde ve bu tehdidi hatırladığımızda, gelin, kutsal Tora’mızı öğrenip gözetmemiz sayesinde kimsenin bize üstün gelemeyeceğini de hatırlayalım. Bizler Tora’nın bayrağını gururla taşıyanlarız ve kötülük kuvvetlerinin ebediyen imha edileceği Maşiah’ın gelişini büyük bir hevesle beklemekteyiz.



İçinde bulunduğumuz tüm karanlıklarında ışığın umudunu kaybetmemek dileğiyle…

Bu ışık Tanrının varlığı, bu ışık inancımız, bu ışık çok yakında kutlayacağımız… Amen


Leiluy nişmat Enis ben Rozi / Zizi Hana bat Korin ruhlarinin yükselmesi için




Bình luận


Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square
WhatsApp Image 2020-09-08 at 20.52.59 (1

İLETİŞİM

Telefon                           :+97236582936
Mail                                :turkisrael@gmail.com

 

KÜNYE

İYT Web Sitesi Künyesi:
Editör                             :Av.Yakup Barokas
Grafik Tasarım              :Şemi Barokas 
                                       Ovi Roditi Gülerşen

© 2018 by Turkisrael.org

bottom of page